Uludağ, Mudanya, Trilye, Gölyazı - ı

30/8/2008 · Kategori: GEZI


26 Ocak 2007

Bu hafta sonu planlanan rotanın ani değişikliği biraz hayal kırıklığı yaşatmış olsa da biz de yine aynı grupla beraber gezme isteğimizi bastıramadık, iyi ki de bastırmamışız, yine keyifli bir haftasonu kaldı anılarımızda..

 

Toprağa ilk ayak bastığımız mevkii, Uludağ’da Sarıalan Köyü oluyor. Sarıalan Köyünden yola çıkıp doğa kanunlarının yönlendirmesiyle ve iç güdülerimizle Kirazlı Yayla’ya ulaşmayı planlıyoruz. Kar kalınlığı yaklaşık 40-45 cm, bata çıka da olsa hedefe varacağımızdan şüphemiz yok. Ama ne zaman varacağımız konusunda bir takım endişelerimiz var Kararsiz



Rehberimiz Emrah yeni geçirdiği rahatsızlığının nekahat döneminde, performansının kötülüğü nedeniyle sık sık latifelerimize kurban gidiyor, bir dahaki geziye onu almamayı bile düşünmeye başlıyoruz. "Hastaysan evinde otur kardeşim! Grubu bu kadar yavaşlatıp treking zevkimize ket vurmaya hakkın var mı senin!"



Ciddi ciddi mızmızlık yaptığı için dağ başında bırakıp kaçmayı düşünürken, karşımıza çıkan ayı ayak izleriyle bunun kötü bir fikir olduğuna karar veriyoruz. Rehberlik görevini geçici olarak devrettiği arkadaşların hızına diyecek yok, ehhh yıllardır bastırdıkları rehberlik egoları nihayet kendini gösterme fırsatı bulmuş,  normaldir bu tür taşkınlıklar Siritiyor

 

Hatta bir defasında Emrah, yol verip önüne geçmeme izin verince neye uğradığımı şaşırdım, o şokla karın içine gömülmüşüm, bugüne kadar sevgili Emrah’ın birimizin bile kendinden yarım adım önde yürümesine izin verildiği görülmemiştir. N’apalım dağ başında elimiz mahkum ona, kaprislerini çekmekten başka çaremiz yok ki! Öfkeli  “Treking turlarında rehberin peşinden yürümek doğada güvenliğin önemli şartlarından biridir”, Emrah öyle diyorsa vardır bir bildiği..

 

Artık Emrah’ın yavaş yürümesinden hepimize gınah gelmiş, onu ortadan kaldırma fantezileri peşindeyiz, önümüzden bir çekilse bu hızla buradan Bursa’ya inecez de…



 

Banu da olmasa Emrah bu turu bitiremeyecekti, oturup kalkıp şükretmeli böyle cabbar bir arkadaşımızın kendini feda etmesine…



 

Klasik düz yollar çok sıkıcı, hiç bir risk içermiyor,  adrenalin lazım bize adrenalin! Göz Kirpiyor



 



Ve nihayet çok başlı grubumuz hiçbir kayıp vermeden yürüyüşü sağ salim tamamlanıyor, ağaç dalları arasından eve benzer yapıların görünmesi özellikle ilk defa treking turuna gelen arkadaşları sevince boğuyor. Yürüyüşün sağlıkla bitmesi güzel tabii ama, en güzeli bu dağ başında Kirazlı Otelin leziz mutfağıyla karşılaşmak.. Dil çıkar



 

Evet, yemek konusunda gene şaşırtmıyor bu tur bizi, aşçılar Egeli olunca böyle lezzetli bir mutfağının da olması çok normal canım! Havali (Egeli olarak övünebileceğim bişey daha buldum çok şükür) . Reklam yapmış gibi olucam ama hak ettiği değeri bulması adına, Uludağ’da en azından yemek için de olsa Kirazlı otel’e uğrayın derim.

 

Kirazlı Yayla’dan gayet mutlu şekilde ayrılıyoruz, ısınmışız, karnımız da doymuş, bundan sonra yürümek de yok demişler, deymeyin keyfimize..

 

Otobüsümüz bizi Uludağ Oteller bölgesinde bırakıyor, programda faraşlarla kızak var, burası günün en eğlenceli saatlerine ev sahipliği yapıyor bizim için..






Tüm negatif elektrik toprağa akıtılıyor, düşmekten çeşitli vücut bölgelerine; gülmekten de karnımıza ağrılar girene kadar faraşları bırakmak istemiyoruz.



 

Artık kayacak sağlam bir parçamız kalmayınca doğru telesiyej aramaya çıkıyoruz.



Telesiyejlerle bir tepeye kadar çıkıp, kayakçıların trafiğine set çekmemeye gayret ederek başka bir yamaca doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz.





Bu yamaçtaki başka bir büfede sucuk ekmek ziyafeti bekliyormuş, sonradan öreniyorum.

Büfeye ulaşana kadar kar maskesi olmayanlar bir hayli güçlük çekiyor.Hasta


Kafeye vardığımızda grubun bir kısmının burada olmadığı başka bir telesiyej kullanarak farklı bir tepeye çıktığı anlaşılıyor. Dağda güvenlikle ilgili birimlerin yoğun çabaları ile kayıp arkadaşlar sağ salim getiriliyorlar.
 

Kafeye vardığımızda günbatımına dakikalar kaldığı gerçeği ile karşılaşıyorum, Uludağ’da bulutların üstünden gün batımını fotoğraflama fırsatını kaç defa yakalayabilirim ki, artan ayaza rağmen kafeden fırlayıp çıkıyorum, gün batımının dakikalar süren seyrini kaçırmamak adına, biraz da karlara gömülerek, güneşi daha açık bir alandan yakalamak için bir hayli yürümek zorunda kalıyorum. Çok şükür ki gün batımı bitmeden uygun bir mekan buluyorum. 5 dakika fotoğraf zevkim ya sürüyor ya sürmüyor, güneş batıveriyor, derken köpek havlamaları giderek yaklaşmaya başlıyor , öylece arkama bile bakmadan kafeye doğru son hızla tırmanmaya çalışıyorum , kara bata çıka , yokuş yukarı ve soğukta hızlı adımlarla ilerlemeye çalışmak, tüm nefesimi bir anda kesiyor, köpeklerin yabani olmadığını tahmin etsem de yine de içimdeki ürpertiyi gideremiyorum, eğer gelen canlılar köpek değil de kurt olsaydı herhalde, şu an bu satırları yazıyor olamazdım..  Bu fotoğraf sevdası yüzünden daha neler gelecek başıma hiç bilemiyorum.

 

Zaten yeterince macera yaşamışım, yetmezmiş gibi gece karanlıkta kayak pistinden aşağı doğru yürüyerek ineceğimizi öğreniyorum, sanki başka çaremiz varmış gibi.. (Telesiyejler 16:00’da paydos ediyormuş)

 

Işığı olan arkadaşların yardımı ile kayma tehlikesinin verdiği tedirginlikle yavaş yavaş varıyoruz oteller bölgesine yeniden..

Bu akşam konaklayacağımız Mudanya'daki Montania Otel'e doğru yola çıkıyoruz..


View Album
Get your own

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım